Estetik

Estetik

Estetik

Estetik kitabının başında yer alan, Prof. Dr. Günsel Renda'nın Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in Bilimsel Kişiliği yazısını okuduğunuzda, onun yetişme, donanım sağlama sürecinin önemli aşamalarını, önemli adlarını öğrenebilirsiniz. Renda'nın yazısında, onun edebiyat eleştirmeni olarak da konumunu anlamak mümkündür. Kitabın Sunuş'unda Süreyya Karacabey yazısını bakın nasıl bitirmiş: Walter Benjamin'in Moritz Heimann'dan aktardığı bir söz vardır; Otuz beş yaşında ölen bir adam, hayatının her anında otuz beşinde ölen bir adam olarak hatırlanacaktır." Bedrettin Cömert otuz sekiz yaşındaydı, aylardan Temmuz'du ve sözü yarım kaldı.
Doğan Hızlan
6 Aralık 2010 / Hürriyet

 

Etiket Fiyatı: 12,00 TL (KDV Dahil)

Sunuş

Grekçe aisthanesthai’den gelen estetik sözcüğü, algılama, kaydetme gibi anlamları içerir. Kökendeki kullanımı, sanat için kullanılan techne’den farklıdır; techne daha çok yapabilirlik sınırları içindeki maharet, hüner, ustalık sözcükleriyle birleşir; henüz sanat ve zanaat arasında bir ayrım görmeyen bu çağda techne, ortak faydadan, “bir bağlam ve ölçü içinde” gerçekleşen amaçlı bir edimden bağımsız değildir. Günümüzde sanat denildiğinde anlaşılan şey, techne’nin içerdiği anlamdan farklıdır, sanat, Kant’ın “amaçsız amaçlılık” ya da Schiller’in özgürleştirici oyun benzetmesiyle kavrandığından beri, estetik spesifik bir disiplin olarak yürürlüktedir. 18.yüzyıl Alman Aydınlanma felsefesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan estetik, Terry Eagleton’un da belirttiği gibi Fransız devriminin yarattığı siyasal değişimlere paralel olarak, sadece “düşünülür” olanla ilgilenen felsefenin, “duyulur” olan aracılığıyla –sonuçlanmamış bile olsa– bedene verdiği esaslı bir selamdır. Aklın yanı sıra, insan duyularına da felsefi bir önem atfedenler estetik aracılığıyla, güzel’i, yüce’yi, beğeni yargısının özniteliklerini sistemleştirmeye çalışmışlar, Baumgarten’la başlayıp, Kant’la devam eden bu süreç içinde sanat, bir ustalıktan, teknik üretimden daha fazlasına işaret eden ayrıcalıklı bir konuma yükselmiştir. Sınırlanmış bir dünyada yaşayan insan, beğeni yoluyla, güzeli ya da yüceyi takdir edebilme yetisiyle yakalanmış olduğu fenomenal ağdan numenal dünyaya, onu yaklaştıran bir sıçrama gerçekleştirir. Sanatçı bu algı içinde artık basit bir usta değil, doğanın ona verdiği “fazla” ile yaratan bir öznedir.

Estetik, eğer duyusal algıyı sistemleştirmeye çalışan bir disiplin olarak düşünülürse, şüphesiz sadece sanatsal üretim ve insan arasındaki ilişkiyle sınırlanamaz; doğadaki güzel de tıpkı sanattaki güzel gibi estetiğin inceleme konusudur ancak giderek sanatın yarattığı güzel, doğadaki güzeli aşmaya başlayacaktır.

Estetik sadece güzelin araştırılmasıyla ilgilenmez, ancak klasik estetik kuramlar biçimlendikleri çağın sanat algısına uygun bir biçimde ağırlıklı olarak güzele vurgu yapmıştır, Kant’ın güzel karşısında yaşanan deneyimden daha fazlasına işaret ettiğini söylediği yüce, özellikle doğanın yarattığı sarsıcı görünümler karşısında insanın yaşadığı ve onu numenal dünyaya daha fazla yaklaştıran estetik bir kategoridir. Sanata yüklenen anlamların uğradığı değişimlerin sonucunda, görünenin yarattığı uyum yerini, görünemez olanın gösterilmesine bıraktığında yüce, estetik tartışmalar da öncelikli bir yer almaya başlayacaktır. 18. yüzyıldan beri kullanımda olan estetiği modern bir kavram olarak niteleyebiliriz. Felsefi bir akıl yürütmeyle sanatı anlamlandırma çabası, ait olduğu dünya görüşüne bağlı olarak metafizik ya da materyalist bir görünüme sahip olabilir.

Estetiğin tarihi, öncelikler, değerler ve ölçütler konusunda çeşitli bakışları içeren bir kavramlaştırmanın tarihidir, duyusal olanı kavramsal olanla ilişkilendirdiği ve bakışın, seyretmenin, hissetmenin çözümlemesine yöneldiği için de sanıldığı gibi sınırlı bir uzmanlar topluluğunun kendi arasında gerçekleştirdiği özel bir konuşmalar bütünü olarak algılanmamalıdır. Tam da bu noktada meslekten olmayanların işini kolaylaştırmak için çalışan yazarlar devreye girer, felsefi dilin kendi içine kapanmışlığını aralamak, başkaları için anlaşılır kılmak için uğraşan bu insanlar, sanatı, yaşamı anlamlandırmak için yapılan çalışmalara daha fazla insanı dahil ettikleri zaman kendilerini sorumlu gördükleri bir işlevi yerine getirdiklerini düşünürler. Okuyacağınız kitap, estetik konusunda temel teşkil edecek bilgileri aktarırken, sanırım söz edilen türden bir işlevi de yerine getirmektedir.

Bedrettin Cömert’in kitabının başlangıcı, estetiğe yaklaşımın üç ayrı biçimine ayrılmıştır: Metafizik, fenomen-olojik ve sorunsalcı estetik. Ardından sanat anlayışının, eleştirinin ne olduğunu açıklayan yazar, konuya genel bir bakışı mümkün kıldıktan sonra, estetik tartışmaların kökenini oluşturan antik öncüller hakkında bilgi verir. Şairi devlet’ine sokmak istemeyen Platon’un idealar dünyasıyla yaşanan dünya arasına koyduğu ayrımdan ürettiği asıl ve kopya sorunundan söz ederken; Aristoteles’in mimesis kuramını anlatırken estetik tartışmanın köken sorunlarıyla, daha geç zamanlardaki tartışmalar arasında bir bağ kurar ve aralara yerleştirdiği sorularla da tarihsel bilgileri bugünün estetik sorunlarıyla etkileşim içinde algılamamızın yolunu açar. Kitap, Plotinos’un Yeni–Platoncu estetik anlayışıyla sona erecektir. Yıllar önce yazılmış olmasına ve bu alandaki kaynakların sayısındaki artışa rağmen, yine de –hacim olarak– küçük bu çalışma, okurlar için yararlı bir giriş olma niteliğini sürdürmektedir.

Bedrettin Cömert, ondan erken çalınmış bir ömürden geriye pek çok çalışma bıraktı. 1959 yılında yazmaya başlayan ve öldürüldüğü tarihe kadar yazmayı sürdüren yazarın çalışmalarının sadece listesine bir göz atmak bile üretkenliği hakkında yeterince bilgi vericidir. Cömert politik ilgilerin sanata bakışı içeriden kuşattığı bir dönemin simgelerinden biriydi. Onunla aynı yerden konuşanların sözlerinin akışı değişti, hayatı algılama biçimleri de; Cömert’in ise sözünün nasıl başkalaşabileceğini, nasıl yenilenebileceğini, kimi eleştirel değerlendirmelerinin değişime uğrayabileceğini düşünme imkânımız yok. Ben yine de Bedrettin Cömert’e, eleştiri yazılarında belirli bir dünya görüşüne ilgisini gizlemeyen birisinin, –üstelik yaşadığı dönemdeki ayrımların netliği düşünüldüğünde–, estetik konusundaki çalışmalarının metafizik kaynaklardan beslenmesini ilginç bulduğumu söylemek isterdim. Materyalist felsefenin, özellikle onun yaşadığı zamandaki idealist yorumları konusundaki düşüncelerini gerçekten işitmek isterdim.

Walter Benjamin’in Moritz Heimann’dan aktardığı bir söz vardır, “otuz beşinde ölen bir adam, hayatının her anında otuz beşinde ölen bir adam olarak hatırlanacaktır.” Bedrettin Cömert otuz sekiz yaşındaydı, aylardan Temmuz’du ve sözü yarım kaldı.

Süreyya Karacabey

 

Yazar : Bedrettin Cömert
Yayın Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Basım Tarihi :01.09.2013
Baskı No: 2
Sayfa Sayısı : 88
Kapak: Ciltsiz
Kağıt: Enzo
Ebat: 135-210
ISBN: 978-9944-492-34-8
 

SATIN ALMAK İÇİN

 


.




Sayfamızı Paylaşın: